Hakkımızda

GENEL SANAT YÖNETMENİ

AHMET YENİLMEZ

   İçli bir Anadolu türküsü olarak doğduk. Kulağımıza okunan nağmenin anlamını aradık. Ninemizin masallarında hayal kurup, dedelerimizin duruşuna imrenip, babamız gibi olmayı hayal ettik. Köyümüzün deresinde yüzmeyi öğrenip, ummanların deli dalgalarını gözümüze kestirdik. Siyah önlüklerimizle oturduk sıralara, sınıflarımız soğuktu belki ama birbirimizin nefesiyle ısınmasını bildik kardeşçe. İstiklal Marşı’nı söylemekten kaçanlardan olmadık, aksine hançeremiz yırtılırcasına çığırdık.

 Sevdalarımız oldu, sevgililerimizle el ele dolaşamadık. Sevgiliye söyleyemediklerimizi türkülerde söyledik ilk buluşma yerlerimiz çeşme başları oldu. Babamızın götürdüğü bir türlü sonunu getiremeden uyuyakaldığımız Yılmaz GÜNEY filmlerinde tanıyıp, Ferdi TAYFUR’un “SUSADIM ÇEŞMEYE” filmine aldığımız karaborsa 

biletler ile mesken tuttuk sinemaları. İlkokulda anamızın çarşaflarından perdesini, koyunumuzun yününden sakalımızı yapıp, öğretmenimiz Sayın 

Osman KURUCU’nun yaptırdığı oyunun TİYATRO olduğunu şehre indiğimizde öğrendik. Tiyatro sevdamız çocukluktan gelir bizim. Ağabeylerimizin, ablalarımıza yolladıkları mektuplarına kuryelik yaptık. Bir eylül günü ağabeylerimizi aldılar, çığlıklar geldi hücrelerden o çığlıklara sabrederek pişirdik delikanlılığımızı. Anamız babamız tarlaya giderken bacılarımızı bize emanet ettiklerinde öğrenmiştik mesuliyeti. Ağabeylerimizin çilelerinde öğrendik İŞKENCEYİ ve “İŞKENCE İNSANLIK SUÇUDUR” diye 1987 yılında Anadolu ve Avrupa’da “KIRILAN GÜLLER”i sahneledi. Yunus’un dilinden 1991 yılında merhum Tarık BUĞRA’nın “BİR BEN VARDIR BENDE BENDEN İÇERU” eseriyle aradık içimizdeki beni.

   1993 yılında ÜstadBediüzzaman’ın “MEDENİYETİNİZDEN İSTİFA EDİYORUM” itirazıyla üstümüze giydirilmeye çalışılan deli gömleğini yırttık. 

1999’da usta Osman SINAV tuttu elimizden, memleket sevdası kokan “DELİ YÜREK”inde yer verdi, tanıyanlarımız arttı.

   Yüzümüze çarpılan kapıları araladık, milenyum çağına “MİLENYUM EŞİĞİNDE TÜRKİYE” manzarasıyla itiraz ettik.

   Vatanı ana, devleti baba bellediğimizden mi bilmiyoruz, baktık Çanakkale destanımız anlatılmamış “KINALI KUZULAR” dizisini yapıp.

   Çanakkale Şehitleri şiirinin şairi, İstiklal Marşımızdan tanıdığımız “MEHMET AKİF ERSOY DÖNÜYOR! 

YA SİZ? NERDESİNİZ?” diye soruyoruz Anadolu yollarında.

   İşimiz ağır, yaş ilerledi baktık gücümüz azalıyor hemen “YENİLMEZ SANAT MERKEZİ OYUNCULUK VE YAZARLIK ATÖLYESİ”ni kurduk İstanbul da.

   Hülasa; siz bakmayın bizim rengimizin esmer, derimizin çatlak olduğuna! Güzel sevdalarımız var bizim. Deli sevdalarımız var! Mesuliyetlerimiz, mecburiyetlerimiz, bunu biliyoruz. Dili, dini, ırkı ne olursa olsun insanı yaradılmışların en şereflisi görürüz. Bu şuur ile insanın yaradılıştan elde ettiği hakların tartışma konusu yapılmasını reddeder, bunu insanlık suçu sayarız.

   Biz kim miyiz? Biz içli bir Anadolu türküsüyüz. Bazen ağlatır bazen güldürür ama mutlaka düşündürürüz. 

Buyurun beraber yürüyelim, yolumuz; “Ben gizli bir hazine idim; bilinmek istedim, mahlukatı yarattım.” 

(Acluni, II, 132) manasını anlama ve bilme yoludur.

[book_a_place_event id=”1″]